Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Parçalı Bulutlu

Neden gidiyorlar, neyle karşılaşıyorlar?

Bir taraf göçmeni sermayenin çıkarları doğrultusunda ülkesine çekmeye çalışırken, diğer taraf da hem bu sorunları çözümsüz bırakıyor hem de kendi göçmen sağlıkçısını getirmek için hazırlık yapıyor

Neden gidiyorlar, neyle karşılaşıyorlar?
78
A+
A-

EREN KORKMAZ/Haber Sol

Türkiye’den Avrupa’ya yönelik yüksek öğrenim diplomalı çalışanların göçü gündemde yerini alıyor. Birkaç yıl öncesine kadar yazılımcılar ve bilgisayar mühendisleri ön plandayken son dönemde doktorların Almanya ve Birleşik Krallık (İngiltere) gibi ülkelere göçü gündeme geliyor. Başta uluslararası yayın organları olmak üzere birçok mecrada özellikle göç edenlerin aktarımlarına yer veriliyor. Düşük ücret, şiddet, geleceksizlik, çocukların eğitimi, kariyer hedefleri gibi çeşitli sebepler göç kararında öne çıkıyor. Örneğin Birleşik Krallık’ta Türkiye’den gelen 473 doktor çalışıyor ve bu sayı son birkaç senedir hızlı bir şekilde artıyor.

Bu konunun bir yanında Türkiye’nin hem göç veren hem de göç alan bir ülke olması varken diğer yanda sağlıkta ticarileşme ve özelleştirme sürecini göz önüne almak gerekiyor. Bunun aynı zamanda küresel özelliklere sahip bir göç olduğunu da görmek gerekiyor, sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil. Örneğin Venezüela’da son 2 yılda 50 bin civarında doktorun ülkesini terk ettiği belirtiliyor. Filipinler, Zimbabve ve Jamaika ise uzun yıllardır doktorlarını ve hemşirelerini yurtdışına kaybetmesiyle dikkat çekiyor ve bu öyle bir hal alıyor ki bu ülkelerde insanlar sağlık emekçisi bulmakta zorlanıyor.

Birleşik Krallık’ta sağlık ve göç politikaları

Burada çokça tartışılmayan bir olgu ise göçmeni kabul eden ülkelerin bu yönde izlediği politikaları. Mesele yalnızca göçmenin ayrıldığı ülke ile sınırlı olmuyor, göçmeni kabul eden ülkelerin bunu teşvik eden politikalar belirlemesi, prosedürleri sadeleştirmesi ve başvuruları olumlu şekilde değerlendirmesi de önemli. Aksi takdirde insanların diplomalarının denkliğini alması, deneyimlerini kabul ettirmesi ve gideceği ülkeden iş teklifi alması mümkün olmazdı. Birleşik Krallık nezdinde baktığımızda da doktorlardan yazılımcılara ve start-up ve girişimci vizelerine kadar çeşitli vize türleri ile kendi işgücü piyasasının ve sektörel politikaların ihtiyaçlarına uygun göçmenler kabul ediliyor. Avrupa’da göçmenlerin gelmesinin önüne engeller çıkarılsa da sermaye sınıfının ihtiyaçları temelinde göçmen akışının denetimli şekilde devam etmesi hedefleniyor.

Örneğin BK’da sağlık sisteminin (NHS) istihdam politikasının göçmen emeğine dayandığı açıktır. Bugün NHS’de İngiliz bir doktora veya hemşireye rast gelmek oldukça düşük bir ihtimaldir. Göçmen emeğine dayalı bu politika uzun yıllardır devam eden sağlıkta ticarileşmenin, hastaneleri şirket gibi yönetmenin, kemer sıkma politikaları sonucunda bütçe kesintilerinin eşliğinde sürüyor. Bunun sonucunda hemşireler 10 yıl öncesine göre yılda 2700 pound düşük ücret alıyorlar. Bu ücret bir de pandemi nedeniyle teşekkür amacıyla zamlanan maaş. Dolayısıyla Türkiye’den gelen göçmen doktorlar kendilerini giderek şartları kötüleşen, ticarileşen, ücretleri ve alım gücü düşen, uluslararası bir ortamda buluyor. Buna pandeminin getirdiği yükler ve pandemi nedeniyle bakımı ertelenen ve sırada bekleyen 6 milyonu aşkın hasta da ekleniyor. Bu açıdan Türkiye ve Birleşik Krallık’ta mesleki koşullarda farklılıklar ve özgünlükler olsa da sınıf mücadelesinin başlıkları aynı ve göçmen doktorlar da barınma, eğitim, düşük ücret, iş yoğunluğu başlıklarını, özcesi yoğun sömürü şartlarını göç ettikleri ülkede de yaşamaya devam ediyor.

Bu noktada mesele sadece göçmenin ayrıldığı ülkedeki kötü ekonomi veya baskıcı yönetim de olmayabilir.  Ülkemizden göç söz konusu olduğunda bu başlıklar doğal olarak öne çıkıyor. Ancak örneğin akademi, bilim, sağlık, teknoloji alanlarında Birleşik Kralık, ABD, Almanya, Fransa ve İsveç gibi ülkeler arasında ciddi göç hareketleri oluyor. Bu ülkelerde de kadrolu, güvenceli iş bulmak, uzun çalışma saatleri, yoğun iş yükü, alım gücünün düşmesi temel sorunlar olmaya devam ediyor. Bunu yakın zamanda BK ve Fransa’da akademisyenlerin başlattığı grevlerdeki temel taleplerden anlamak da mümkün ve ortaklaşılan konu sömürünün artması. Ancak elbette bir Fransız akademisyenle Türk akademisyenin göç ettiği ülkeye ve kendi ülkesine bakış açıları ve katlanacakları şartlar ve beklentiler ciddi farklılıklar gösteriyor. Ama göçe sebep olan temel altyapı ev sahibi ülkenin kendi emek piyasasını ve sınıfsal ilişkileri şekillendirme isteğine dayanıyor, buna ücretleri düşürmekten ticarileşmeye kadar çeşitli tamamlayıcı politikalar da eşlik ediyor.

Göç veren ülke yönetiminin yaklaşımı

Bu konuda bir diğer konu ise göç veren ülke yönetiminin buna yaklaşımı ile ilgili. Yazılımcı ve doktor gibi mesleklerden kitlesel ayrılışların ülkemizde siyasi iktidarı rahatsız ettiğini ve bunu engellemek için çaba gösterdiğini iddia etmek mümkün değil. Düşük ücret, çalışma şartları ve şiddet gibi konuları çözmek adına bazı adımlar atılabilir, ama atılmıyor. Burada Türkiye’nin kapitalist gelişmişlik düzeyini ve sağlıkta ticarileşme ve piyasalaşma sürecini de dikkate almakta fayda var. Örneğin ülkemizde siyasi iktidar ve sermaye çevreleri belirli çalışma izni imkanları sunarak Bangladeş ve Etiyopya gibi ülkelerden doktorların ülkemizde çalışmasını sağlayabilir. Bugün BBC ve DW’nin yaptığına benzer şekilde Anadolu Ajansı da bu ülkelere gidip, örneğin “Avrupalı ve Müslüman ülke” diyerek Türkiye’de doktor olarak çalışmanın olumlu yanlarını gösterebilir. Dil sorununu çözmek açısından da Türkiye’de tıp fakültesinden mezun olanlara doğrudan iş imkanları sunma gibi yöntemler geliştirilebilir. Bunun sonucunda kısa sürede çok sayıda göçmen doktor istihdam edilebilir. Bu da sağlık sistemindeki piyasalaşmanın derinleşmesini ve TTB gibi dinamik ve etkin örgütlerin de gücünün kırılmasına neden olabilir.

Göç dalgası

Ülkemizin önde gelen üniversitelerinden mezun olan, mesleğini yaparak halkın sorunlarına derman olmaya çalışan binlerce insanın kısa sürede ülkeden ayrılması ve binlercesinin de ayrılmayı planlaması veya en azından göç sürecini anlamaya ve takip etmeye çalışması esasen üzücü bir durum. Gidenlerin önemli kısmının da bu burukluğu yaşadığını tahmin etmek zor değil. Mesleğini yapmak ve iş teklifi alarak gitmek göç sürecinin daha az sıkıntılı yaşanmasını sağlasa da yabancı bir sosyo-kültürel ortama bir yabancı olarak girmek kolay değil. O ülkelerdeki sınıfsal mücadeleyi ve sendikalaşmayı anlayıp içselleştirmek de zaman alıyor. Ancak gidenlerin önemli kısmının bu kararı gayet ince eleyip sık dokuyarak aldığını, süreci mümkün olduğunca anlamaya ve tartmaya çalıştığını görmek mümkün. Bu da dalgalar halinde gerçekleşen bir göç olgusunu karşımıza çıkarıyor.

Elbette teknolojinin de etkisiyle hemen her mesleğin kendi içinde çok sayıda haberleşme ağları var. Bu sayede önceden gidenlerin deneyimlerini ayrıntılarıyla öğrenmek mümkün. Göçü teşvik eden ülkelerdeki kurumların bu konuda uzmanlaşmış göç birimleri de teknik ve bürokratik konularda destek sunuyor. Ayrıca çok sayıda avukat ve danışman ile hem göç veren hem de göç alan ülkede büyüyen bir sektör ortaya çıkıyor.

Bu noktada mesleki netwörklerin ciddi bir yeri oluyor. Sözleşme teklifi alanın ve vizesi çıkanın bunu tüm netwörküyle kutlaması, gidenin başarılı kalanın başarısız sayılması, gitmek mi kalmak mı, gitmekse nereye gitmeli sorusunun iş yaşamında sürekli gündem olması, daha önce gidenlerden düzenli olarak bilgi alınması, ve ülkemizdeki sorunlar bir bombardıman halinde yağıyor ve karar alma sürecini pekiştiriyor.

Bu sürece kişisel ve ailevi netwörklerin yaklaşımı da katkı sağlıyor. “Herkes gidiyor, sen kalıyorsun”, “imkanın varken kaç kurtar kendini”, “bu ülkede yaşanmaz”, çocuk varsa “bari onları düşün, çocukların eğitimi için git”, çocuk yoksa “bak çocuk da yok, gidip en zor şartları bile aşarsın” gibi söylemler de söz konusu mesleklerde çalışanların veya bu meslekleri yetişen fakültelerde okuyan öğrencilerin her gün karşılaştığı konular. Kişinin özel bir isteği olmasa dahi bu “dalga” ve bilgi bombardımanı insanı harekete geçirebiliyor. Bunun bir örneğini Ankara Anlaşması olarak bilinen Birleşik Krallık’ta iş kurmanın çok daha hızlı ve rahat olduğu vize türünün sona ermesinden birkaç ay öncesinden son güne kadar başvuruların artarak sürmesinde görmüştük.

Karşı dalgaların örgütlenmesi

Özetle yüksek eğitimli bazı mesleklerdeki göç dalgasını incelerken hem göç veren hem de göç alan ülkenin politikalarını analiz etmek gerekir. Bir taraf göçmeni sermayenin çıkarları doğrultusunda emek piyasasını şekillendirmek için çekmeye çalışırken (azgelişmiş ülkelerden BK’ya, BK’dan Kanada ve Avustralya’ya doktor göçü gibi), diğer taraf da hem bu göçe neden olan sorunları çözümsüz bırakıyor hem de kendisi göçmen sağlık emekçisi getirmek için hazırlık yapıyor.

Öte yandan kişisel karar alma mekanizmasında netwörklerin ve bilgi bombardımanının yerini ve sürecin dalgalar halinde geliştiğini görmek ve buna neden olan söylemlere alternatif olacak, ikna edici yeni söylemlerin geliştirilmesi ve insanlara umut verilmesi gerekiyor. İnsanın ülkesinden umudunu kesmemesi ve değişebileceğini düşünmesi uluslararası işgücü hareketliliğine dahil olmasına da engel olabilir. Bu da tersi yönde yeni dalgaların örgütlenmesine sıkıca bağlı.

Kaynak: Neden gidiyorlar, neyle karşılaşıyorlar?

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.